Washington D.C.'de Aralık ayı boyunca - yani kutsal Chiristmas tatilinde - 200'den fazla otobüs "Tanrıya inanmak niye? Sadece iyi olmak için iyi olun" sloganını taşıyarak sefer yapacak. Olayın en öğretici yanı, dindarların ve kilisenin bu kampanyaya verdikleri tepki. İngiltere'de Katolik Kilisesi ve onun desteklediği düşünce kuruluşları yaptıkları açıklamada ne dediler biliyor musunuz?
Gayet sakin bir ifadeyle ateistlerin bu kampanyasının Hıristiyanlığı güçlendireceğini, insanların Tanrı hakkında daha çok düşünmesini sağlayacağını söylediler. Yani hiç de rencide olmadılar...
Dine ilişkin farklı inançların da tıpkı fikirler gibi serbestçe rekabet edebileceğini büyük bir olgunlukla kabul ettiler. Bütün bunları bana hatırlatan şey, Önder Sav'ın başına gelenler... Önder Sav Kutsal Ramazan ayında "Tanrı yoktur" diye bağırmadı. Kamuya yönelik bir açıklama da yapmadı. Bütün yaptığı, bir arkadaşıyla özel konuşmasında hacca gitmekle ilgili fikirlerini mizahi bir üslupla ifade etmek...
Haa, bir de Hz. Muhammed yerine Muhammed demek... Peki biz ne yaptık? Ortalığı birbirine kattık. Büyük bir siyasi linç kampanyası açtık. "İstifa et, özür dile" diye baskı yaptık. Bu da kesmedi, şimdi de dokunulmazlığının kaldırılması ve yargılanması için çalışıyoruz. Elmadağ Cumhuriyet Savcılığı'nın, dokunulmazlığının kaldırılması için hazırladığı fezlekede Sav "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" ile suçlanıyor. Sav'ın bu sözlerinin kamu barışını bozmaya yönelik olduğu iddia ediliyor. İnsaf...
Gerçekten el insaf... Önce adamın özel konuşmasını gizlice dinleyip yayınlayacaksın; sonra da halkı tahrik ediyor ve dini aşağılıyor diye suçlayacaksın. Olacak şey mi bu? Önder Sav bu konuşmayı halka yapmadı. Ama tutun ki yapmış olsaydı. Bazı insanların dini sizin kadar ciddiye almama hakkı yok mu? Eğer yoksa bu nasıl laikliktir? Bu sözlerin neresi halkı kin ve düşmanlığa tahrik ediyor? Neresi kamu barışını bozuyor?
kaynak: Gülay Göktürk Bugün Gazetesi - 30 Kasım 2008
Gayet sakin bir ifadeyle ateistlerin bu kampanyasının Hıristiyanlığı güçlendireceğini, insanların Tanrı hakkında daha çok düşünmesini sağlayacağını söylediler. Yani hiç de rencide olmadılar...
Dine ilişkin farklı inançların da tıpkı fikirler gibi serbestçe rekabet edebileceğini büyük bir olgunlukla kabul ettiler. Bütün bunları bana hatırlatan şey, Önder Sav'ın başına gelenler... Önder Sav Kutsal Ramazan ayında "Tanrı yoktur" diye bağırmadı. Kamuya yönelik bir açıklama da yapmadı. Bütün yaptığı, bir arkadaşıyla özel konuşmasında hacca gitmekle ilgili fikirlerini mizahi bir üslupla ifade etmek...
Haa, bir de Hz. Muhammed yerine Muhammed demek... Peki biz ne yaptık? Ortalığı birbirine kattık. Büyük bir siyasi linç kampanyası açtık. "İstifa et, özür dile" diye baskı yaptık. Bu da kesmedi, şimdi de dokunulmazlığının kaldırılması ve yargılanması için çalışıyoruz. Elmadağ Cumhuriyet Savcılığı'nın, dokunulmazlığının kaldırılması için hazırladığı fezlekede Sav "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" ile suçlanıyor. Sav'ın bu sözlerinin kamu barışını bozmaya yönelik olduğu iddia ediliyor. İnsaf...
Gerçekten el insaf... Önce adamın özel konuşmasını gizlice dinleyip yayınlayacaksın; sonra da halkı tahrik ediyor ve dini aşağılıyor diye suçlayacaksın. Olacak şey mi bu? Önder Sav bu konuşmayı halka yapmadı. Ama tutun ki yapmış olsaydı. Bazı insanların dini sizin kadar ciddiye almama hakkı yok mu? Eğer yoksa bu nasıl laikliktir? Bu sözlerin neresi halkı kin ve düşmanlığa tahrik ediyor? Neresi kamu barışını bozuyor?
kaynak: Gülay Göktürk Bugün Gazetesi - 30 Kasım 2008
Yorumlar