Ana içeriğe atla

Duygusal İlişkiler

Kişisel ilişkilerinizin saysını ve/veya kalitesini ne belirler? Bence en önemli etken sizin bir ilişkiye bakış açınız. Başkalarıyla olan diyaloglarınızı şekillendirmenin bir çok yolu var ve bunlardan bazıları diğerlerine göre daha etkilidir. Tek bir bakış açısıyla olaya yaklaşmanız başkalarıyla olan iletişiminizi çok kısıtlayıcı bir hale getirecektir. Farklı bir düşünce sistemi göreceli olarak bu durumu kolaylaştırabilir.
Bu yazımda, düşünce sistemimdeki bir değişikliğin evliliğimde dahil olmak üzere kişisel ilişkilerimi, arkadaşlıklarımı ve hatta hergün karşılaştığım yabancılarla olan diyaloglarımı nasıl belirgin bir biçimde değiştirdiğinden bahsedeceğim. Öncelikle belirtmek isterim ki bu değişiklik benim için kolay olmadı ama sonuçları harcadığım çabaya değdi.

İlişkileri Desteklemeyen Düşünce Biçimi

ilkönce ilişkilerdeki temel düşünce sistemine göz atalım. Bu sistem diğer kişilerin sizden ayrı olduğunu varsayar ve onlarla olan iletişiminiz kelimeler, ses, ve vücut diliye sağlanır.

Bir ilişki şekillenirken nelere dayandığına bir bakalım:

* Farklılık - Diğer kişiler sizinkinden farklı düşüncelere sahiptir.
* Kabuledilmeme riski - İnsan ilişkileri belirsizdir ve diğer insanların ne düşündüğünü bilemzsiniz
* Potansiyel direnç - Bir yabancıya yaklaşmak cesaret ister; tanımadığınız birisiyle diyaloga başlamak istediğinizde nasıl bir dirençle karşılaşacağınızı bilemezsiniz.
* Güven zaman ister - ilişkiler iletişim, güven ve yakınlık üzerine kuruludur ve bunlar da zamanla olacak şeylerdir
* Bağlanmak zaman ister - Tanıdığınız kişileri tanımadıklarınıza göre daha yakın hissedersiniz. Bir şişiyi ne kadar az tanıyorsanız o kişiyle aranızda bir yakınlık oluşması o kadar az olur.
* Bağlanma riski - Çok fazla zaman ve çaba harcadığınız bir ilişkinin yıkıcı veya sömürücü bir ilişki olması riski vardır.

Bunlar bir çok kişinin bir ilişki için tanımladığı durumlar ve biz bunları "yaygın inanış" olarak adlandırabiliriz.

Bu yaygın inanışın her zaman kötü sonuçlar doğuracağını söylemiyorum. Seyrekte olsa olumlu yanlarıda var. Yaşantımın büyük bir bölümü bu bakış açısıyla geçti. Arkadaşlarımla güzel vakitler geçirdim, hiçbir zaman şikayetçi olacak kadar yalnız kalmadım. Ama hiç bir zaman zaman içimdeki gerçek potansiyeli ortaya çıkaracak arkadaşlık ilişkilerim de olmadı, yada tersi.

Şanslı Bir Karşılaşma

Bir gün şans beni sıradışı bir kadınla karşılaştırdı. İlk konuşmamızda bütün iç dünyamı ona açtım. Benim hakkımda diğer arkadaşlarımın yıllarca öğrenemediği bir çok şeyi o tek görüşmede öğrendi. O zamanlar ona karşı neden bu kadar açık olduğumu bilmiyordum - kendimi onun yanında çok rahat hissediyordum ve o kim olduğumu yargılamıyordu. Çabucak çok yakın arkadaş olmuştuk. Åžimdiye kadar hiç kimseye bu kadar derinden bağlanmamıştım.

Bu kadını başkalarıla olan diyaloglarında da gördüm. O başkalarıla oldukça rahat bir şekilde iletişim kurabiliyordu; bu kişi yüzyüze görüştüğü biri olsun, telefonda olsun, internette olsun farketmiyordu. Tamamen yabancı olanlar bile, onunla yaptıkları bir konuşmanın 10. dakikasında, en derin sırlarını ona açabiliyordu. Ona bunu nasıl yaptığını sordum. O da bana, bunun insanlara karşı tutumundan kaynaklandığını açıkladı.

Yıllarca onun bakış açısını benimsemeye direndim; gerçekten işe yaradığı halde; sadece doğru görünmüyordu. Gerçeğin yanlış bir görüntüsüne adapte olmaya çalışıyor gibi hissediyordum fakat yanlış görünen birşeyi nasıl böyle olumlu sonuçları olduğunu merak etmekten de kendimi alamıyordum.

Şüphelerim bu yeni yaklaşımı yeterince denedikten sonra geçti. O haklıydı. Bu yeni bakış açısı bende büyük değişikliklere neden oldu. Artık yeni tanıştığım kişilerle daha kolay ilişki kurabiliyordum.

Tahmin edebileceğiniz gibi bu sıradışı kadın 12+ yıldır eşim olan Erin'di. Onunla hiç karşılaşmamış olsanızda nasıl biri olduğunu biliyorsunuz. O sizinle candan bir arkadaş gibi iletişim kuruyor. Mesleğinize, fiziksel görünüşünüze göre değil, size bir insan olarak davranıyor.

Erin bu konuda doğal bir yeteneğe sahip olsa da onun düşünce tarzı yeteneğinde anahtar rolü oynamaktadır. O daha önceden herhangi bir hazırlık yapmadan kendi inandıklarının doğal bir sonucu olarak bu becerisini kullanıyor. Onun bu alanda inandıklarına uyum sağladığım zaman ben de onun eriştiği sonuçlara yaklaşabildim. Onun kadar yetenekli olmasamda sonuçta bu ya hep ya hiç bir durum değil.

İlişkileri Destekleyen Düşünce Biçimi

Peki, insanlarla kolay iletişim kurmayı sağlayan düşünce tarzı nedir? Birkaç kelimeyle ifade edersek:

Hayatınız boyunca karşılaştığınız her birey - hiç tanımadıklarınız bile - sizinle doğal olarak zaten ilişki içindedir. Hepimizin ayrı, farklı olması fikri bir ilizyondur. Hapimiz, bir vücudun hücreleri gibi, bir bütünün parçalarıyız.

Dahası doğadaki herkes ve herşey sizin bir yansımanızdır. Tıpkı bir organizmanın aynı DNA'yı taşıyan hücreleri gibi çevrenizdeki diğer insanlar sizden bir parça taşımaktadır. Diğer insanlara baktığınızda aslında kendinize bakıyorsunuz. Diğer insanları görmeniz gözleriniz ellerinizi görmesi gibidir. Hepimiz bir bütünün parçalarıyız.

Bu ilişki modelinin yapıtaşları şu şekildedir:

* Tek olma hali - Diğer insanlar ayrı ve farklı değildir, gerçekte onlar sensin.
* Önceden bağlı olma hali - Bir ilişki kurmak zorunda değilsin çünkü bu zaten var. Sadece gerekli olan bu varolan ilişkiyi kullanman.
* Risk yok - Yabancılara yaklaşmak için cesarete gereksinimin yok. Gerçekte bir ilişki kurmuyorsun zaten var olanı kullanıyorsun.
* Eşitlik - Yabancıları arkadaşların gibi yakın hissedebilirsin.
* Ehemmiyet - Tüm ilişkiler önemlidir; hiçbiri değersiz değildir. Sokakta gördüğün yabancılar bile senin önemli bir parçandır.
* Bağlanmadan sevmek - Zararlı bir ilişkiyi bitirmek kolay çünkü her durumda zaten bağlısın. Artık kullanmadığın bir bağ yerine sana uygun bir başkasını bulabilirsin.

Başlangıçta bu düşünce tarzı bana uzaydan gelmiş gibi göründü. Tabi bu ilk elden sonuçları görünceye kadardı.
www.stevepavlina.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Güneşin Oğlu" Filminden

"Yok yok, bu sefer kendimi hayata yada zamana bırakacak değilim. Bu sefer kararları ben vereceğim." İşte, bir insanın düşebileceği en ulvi hata: kibir. Herşeyin en iyisini kendinin bildiğini düşünürsün. Her zaman kazanacağından eminsindir. Başka insanların hayatlarının senin için hiçbir önemi yoktur. Onlar, sen varsın diye vardırlar, sen daha iyi yaşa diye. Hatta bazen seni o kadar rahatsız ederler ki bunların sayısı ne kadar az olursa okadar iyi dersin kendi kendine, bu yüzden de hastalıklı bir meydan okuma içinde ordan oraya saldırır durursun ve bu uğurda yalan üstüne yalan söylersin. Ve bu yalan bazen o kadar büyür ki kendine bile inanırsın. Ve zamanla kendini kandırman imkansız hale gelir. İşte o zaman bi tane daha kendine ihtiyaç duyarsın, senin gibi olmayan ikinci birine mesela bir kadına. İnsanlar yaşlandıkça bazı şeyleri daha iyi anlar derler. Hayatım boyunca bir mucize bekledim, gerçek üstü bir olay. Fakat mucizenin içine o kadar çok baktım ki şimdi beni ancak ge...

Bir Müslüman agnostik olabilir ama Hıristiyan olması hoş değil

Fethullah Gülen söyleşisi yayınlanırken çıkan ateist-terörist tartışması bende ate, agnostik, deist insanların iç dünyalarına dair bir merak uyandırdı. Bu konu teologlarla da filozoflarla da konuşulabilirdi. Ama teorinin soğuk yüzüne bakmak değil, duygular dünyasında gezinmek istedim. Aradım, taradım, Prof. Dr. Mete Tunçay'da karar kıldım. Ayrıca Süleyman Hayri Bolay'la da benzer konuları konuştum. Mete Tunçay'ı, tarih bilimine armağan ettiği kapsamlı eserlerden de tanıyorsunuz, Abant Toplantıları'ndaki, toplumun değişik katmanlarının demokrasi ortak paydasında buluşması için izlediği yapıcı tavırlardan da. O bir agnostik, yani Tanrı'nın varlığının bilinemeyeceğini, ama kendisinin kültürel olarak Müslüman olduğunu düşünüyor. İnancı benimkinden farklı insanlarla iletişim kurmanın yararını öğrenip, zevkini yaşamayı borçlu olduğum mesleğime şükran duyuyorum. Bolay'la yaptığım konuşmayı da daha sonra sizlerle paylaşacağım. Agnostik olmaya nasıl karar verdiniz? 11...